Mevlana Takvimi · 16 Eki 2026 · 2:14
Podli uygulamasında dinle 🎧
Favori podcast'lerini takip et, çevrimdışı ve arabada CarPlay ve Android Auto ile dinle, her zaman kaldığın yerden devam et. Ücretsiz dene.
Zekâtını verip vermediğini hatırlamayan bir kimsenin
zekâtını yeniden vermesi lazımdır. İmâm Ebû
Hanîfe (r.a.) ile İmâm Ebû Yûsuf (r.a.)'a göre, zekât,
nisab miktarında olan mala gerekir. Nisabdan fazla
olan mal helâk (yani telef olup yok olmak) olsa da,
nisab baki kalsa, onun zekâtı da baki kalır. Çünkü
fazlalık nisaba tâbidir.
Bunun içindir ki, İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe (r.a.)
şöyle demiştir: “Eğer, zekât farz olduktan sonra, mal
helâk olsa, zekât sâkıt olur.” Malın tamamı değil de,
bir kısmı helâk olsa, helâk olan kısmın zekâtı düşer.
Zekât icab ettikten sonra nisab helâk olsa, zekât
helâk olmaz. Bir kimse bir ticaret malını, başka bir
ticaret malı ile değiştirirse, bu durumda mal helâk olmuş
sayılmaz. Değişen malın aynı cinsten olması ile
ayrı cinsten olması müsavidir (yani eşittir, fark yoktur)
ve bu hususta ihtilaf yoktur.
Bir kimsenin nisab miktarındaki malı, hibe gibi
bir sebeple karşılıksız olarak zail (elden çıkıp yok olmak)
olup gitse veya mehir gibi bir sebeple zail olup
gitse; veya karşılığı mal olmasa veya hizmet kölesi
gibi, zekâta tâbi bir mal olmasa, istihlâk ederse
(yani onu tüketip yok ederse), elinde karşılık kalsın
veya kalmasın o şahsın zekât miktarını ödemesi
gerekir. Bu şahıs hibesinden bir hüküm sebebi ile
dönse veya malını geri alsa, zekât borcu da düşer.
Keza, hibeden dönüş hâkimin hükmü ile olmasa bile,
zekâttan muaf olur. Sahih olan budur.
(Fetava-i Hindiyye, s.596-598)